Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (DİDDK), doğum sırasında uygulanan kristaller manevrasının resmi tıbbi kayıtlara işlenmemesini, asistanların uzman hekim denetimi olmaksızın bu riskli müdahaleyi yapmasını idarenin “hizmet kusuru” olarak kabul etti. Kurul, maddi gerçeğe ulaşması engellenen ailenin yaşayacağı “ömür boyu şüphe” hissinin manevi tazminatı zorunlu kıldığına hükmetti.
Sağlık hukukunda, özellikle de doğum esnasında yaşanan komplikasyonlara dayalı tam yargı (tazminat) davalarında idari mahkemeler genellikle Adli Tıp Kurumu (ATK) veya bilirkişi raporlarındaki “Tıbbi hata yoktur, komplikasyondur” ibarelerine dayanarak davaları reddetmektedir. Ancak Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun (Esas No: 2024/2791, Karar No: 2025/2260) yakın tarihli emsal kararı, bu tabuyu yıkarak “organizasyon kusuru” ve “tıbbi kayıtların şeffaflığı” ilkeleri üzerinden tarihi bir geri dönüşe imza attı.

Olayın Gelişimi: Normal Doğum Zorlaması ve Uterus Rüptürü
2009 yılında İstanbul’daki bir eğitim ve araştırma hastanesine normal doğum için yatışı yapılan genç annenin travay süreci (doğum sancısı takibi) uzamış ve destekleyici ilaç tedavisine (oksitosin) başlanmıştır. Doğumun gerçekleşmemesi üzerine görevli asistan doktorlar tarafından hastanın karnına yukarıdan bastırılarak bebeğin aşağı itilmesini hedefleyen kristaller manevrası (fundal bası) uygulanmıştır.
Müdahalenin ardından hastada vajinal kanama ve rahim yırtılması (uterus rüptürü) gelişmiş, hasta acil sezaryen ameliyatına alınmıştır. Ameliyatta bebeğin rahimden batın boşluğuna çıktığı saptanmış, oksijensiz (asfiktik) kalan bebek ağır engelli olarak doğmuş ve yaklaşık bir yıl sonra vefat etmiştir. Anne ise günlerce süren ağır komplikasyonlarla tedavi görmüştür.
Hukuki Süreç ve Bilirkişi Raporlarındaki Çelişki
Aile tarafından açılan maddi ve manevi tazminat davasında, İdare Mahkemesi ilk olarak üniversite öğretim üyelerinden alınan bilirkişi raporuna ve ceza mahkemesindeki ATK raporlarına dayanarak davayı reddetmiştir. Bu raporlarda özetle; kristaller manevrasının literatürde yer alan bir yöntem olduğu, rahim yırtılmasının ise öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olduğu savunulmuştur.
Ancak dava dosyasında yer alan Sağlık Müdürlüğü müfettişlerinin hazırladığı İdari İnceleme Raporları gerçeği bambaşka bir boyutuyla ortaya koymuştur:
- Resmi Kayıtlarda Gizleme: Doğum anına ait hiçbir resmi tıbbi evrakta anneye “kristaller manevrası” yapıldığı yazılmamıştır. Bu durum ancak olaydan sonra açılan soruşturmadaki doktor ifadeleriyle (asistanların itiraflarıyla) ortaya çıkmıştır.
- Uzman Hekim Yokluğu (Organizasyon Kusuru): Eğitim ve araştırma hastanesinde asistanların başında bir uzman hekim bulunmaksızın tek başlarına nöbet tuttukları, icapçı uzmanın evinde olduğu ve hastaneye uğramadığı sabitleşmiştir.
- Kontrolsüz Güç Kullanımı: Tecrübeli bir uzman varlığında hastanın çoktan sezaryene alınabileceği, asistan doktorların kontrolsüz güç uygulayarak rahim yırtılmasına sebebiyet verdikleri raporda açıkça belirtilmiştir.
Danıştay İDDK’nın Tarihi Gerekçesi: “Ömür Boyu Şüphe”
Danıştay Onuncu Dairesi’nin bozma kararına uymayarak davanın reddinde direnen yerel mahkemenin kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından kesin olarak bozulmuştur. Kurul’un manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine dair gerekçesi, malpraktis davalarında çığır açacak niteliktedir:
“Dava konusu olaya yönelik tıbbi kayıtlarda gebeye iki kez kristaller manevrası uygulandığından bahsedilmemesi, olay hakkında inceleme başlatılması üzerine alınan doktor ifadelerinde bu uygulamadan bahsedilmesi karşısında; davacı annede gelişen uterus rüptürünün, anneye uygulanan kristaller manevrasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda davacıların maddi gerçeğe hiçbir zaman ulaşamayacak ve ömür boyu şüphe duyacak olmaları nedeniyle uğradıkları manevi zararın… makul bir tutarda tazmini gerekir.”
Kararın Sağlık Hukuku Açısından Doğurduğu Sonuçlar
- Tıbbi Kayıtların Eksikliği İdareyi Kusurlu Kılar: Hastaya yapılan bir müdahalenin (komplikasyon riski barındırsa bile) hasta tabelasına ve doğum raporuna işlenmemesi, tek başına idari hizmet kusurudur. İdare, şeffaflık ilkesine uymak zorundadır.
- “Komplikasyon” Savunması Sorumluluktan Kurtarmaz: Bir tablonun tıbben “komplikasyon” kabul edilebilmesi için, idarenin o süreci kusursuz yönetmiş olması gerekir. Başında uzman bulunmayan asistanların yaptığı hatalı/gizli müdahaleler komplikasyon zırhının arkasına saklanamaz.
- Manevi Zarar Sadece Fiziksel Eksilme Değildir: Mahkeme, ailenin uğradığı psikolojik yıkımı ve idarenin kusurlu eylemleri yüzünden çocuğunun ölümündeki gerçek nedeni tam olarak öğrenememesinin yarattığı “ömür boyu sürecek şüpheyi” doğrudan manevi tazminat nedeni saymıştır.
Sonuç
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bu kararı, özellikle kamu hastanelerindeki yönetimsel hataların, nöbetçi uzman eksikliğinin ve asistanların denetimsiz bırakılmasının “hizmet kusuru” olarak tescillenmesi adına çok büyük bir kazanımdır. Doğum süreçlerinde benzer mağduriyetler yaşayan vatandaşların, hastane kayıtlarının ötesine geçerek idari soruşturma raporlarını ve doktor ifadelerini titizlikle inceletmesi hukuki başarının anahtarıdır. Bu karar kişilerin yaşadığı manevi yıkımı geniş bir perspektifle ele alarak ömür boyu devam edecek şüphe ve belirsizliğin de manevi tazminata dayanak teşkil edeceğini hüküm altına almıştır. Ele alınan karar doğum sürecine ilişkin olsa da özü itibariyle tüm tıbbi müdahaleler açısından emsal olacak niteliktedir.

