Tıbbi Malpraktiste Kayıtların Önemi: Hekimin Özen Borcu ve Düzenli Belge Tutma Sorumluluğu

Tıbbi Malpraktiste Kayıtların Önemi: Hekimin Özen Borcu ve Düzenli Belge Tutma Sorumluluğu

Tıbbi uygulama hatası (malpraktis) iddialarına dayalı tazminat davalarında, meydana gelen zarar ile hekimin eylemi arasındaki illiyet bağının ve kusur durumunun tespiti büyük oranda tıbbi kayıtlara dayanır. Vekalet sözleşmesinin bir türü olan hekim ile hasta arasındaki ilişkide; hekim, hastanın zarar görmemesi için her türlü dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdür. Bu özen borcunun en kritik unsurlarından biri de teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi kayıtların doğru, eksiksiz ve düzenli bir şekilde tutulmasıdır.

Bu yazımızda, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2024/2638 E. ve 2025/840 K. sayılı emsal kararı üzerinden; eksik tutulan tıbbi belgelerin (NST çıktıları, çocuk kan gazı raporları vb.) hekimin kusur sorumluluğuna etkisini ve yargılama usulüne dair temel kuralları inceleyeceğiz.

1. Davanın Özeti ve Tarafların İddiaları

Dava, 2005 yılında gerçekleştirilen bir doğum eylemi sonrasında, bebeğin doğum anında oksijensiz (hipoksik) kalması neticesinde %70 oranında zihinsel ve bedensel engelli hale gelmesi nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

  • Davacılar İddiası: Doğumu takip eden kadın doğum uzmanının süreci telefonla uzaktan talimat vererek yönettiğini, hastanede bizzat bulunmadığını, sezaryen taleplerini reddettiğini; doğum sonrasında çocuk doktorunun ise yeni doğana gerekli tetkikleri uygulamayarak bebeği erkenden taburcu ettiğini ve bu ihmaller neticesinde çocuğun beyin hasarı (hipoksik-iskemik ensefalopati) geçirdiğini ileri sürmüşlerdir.
  • Davalı Hekimler Savunması: Doğum sürecinin tıp bilimine uygun yürütüldüğünü, iddia edilen komplikasyonların doğum öncesi genetik veya doğum sonrası faktörlerden kaynaklanabileceğini, hastane kayıtlarının düzenli tutulması ve saklanması yükümlülüğünün hekime değil, faaliyeti sonlanan özel hastane yönetimine ait olduğunu savunarak kusurları bulunmadığını beyan etmişlerdir.

2. Yargılama Süreci ve “Eksik Tıbbi Kayıt” Çıkmazı

Yargılama aşamasında üniversitelerin tıp fakültelerinden alınan bilirkişi raporlarında; bebekte oluşan hasarın (asfiksinin) doğum sırasında gelişip gelişmediğini net olarak söyleyebilmek için bebeğin kalp atışlarını gösteren NST (nonstress test) çıktılarına ve kordon kan gazı örneği kayıtlarına ihtiyaç duyulduğu, ancak bu belgelerin hasta dosyasında bulunmadığı belirtilmiştir. Tıbbi belgelerin eksikliği nedeniyle bilirkişiler net bir kusur tespiti yapamamış, yerel mahkeme de ilk olarak “kusurun kanıtlanamadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

3. Yargıtay’ın Esaslı Değerlendirmesi: Kayıt Tutmamak Özen Eksikliğidir

Kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay, malpraktis davalarında ispat yükü ve hekimin özen borcunun kapsamına dair çok önemli bir içtihat ortaya koymuştur:

A) Vekilin En Hafif Kusurundan Dahi Sorumluluğu

Hekimlik sözleşmesinde vekil konumunda olan doktor, en hafif kusurundan dahi tam sorumludur. Hekim, hastanın hayatı ve sağlığı söz konusu olduğunda genel bir işçiden çok daha yüksek bir özen göstermek zorundadır.

B) Kayıtların Düzenli Tutulması Özen Borcuna Dahildir

Yargıtay, hastanenin kapanmış olması veya arşiv yükümlülüğünün hastane yönetimine ait olması savunmalarına itibar etmemiştir. Tedavi ve doğum eylemi sırasında çekilmesi gereken NST’lerin çekilmemesi, tıbbi evrakların doldurulmaması ve imzalanmaması doğrudan doğruya hekime atfedilebilecek bir özen eksikliği olarak kabul edilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin Esaslı Gerekçesi: “Vekilin özen borcunun kapsamı içinde teşhis ve tedaviye ilişkin kayıtlarının doğru ve düzenli tutulmasının da bulunduğu, davalı doktorların kayıtların tutulmasından dolayı sorumluluğunun söz konusu olduğu… 11 saat hastanede yatan annenin muhtemel tehlikelere karşı gerekli önlemleri almak, risk faktörlerine bağlı her türlü dikkat ve özeni gösterip gerekli tedbirleri almak görevinin davalı doktorlara ait olduğu, davalı doktorların her türlü risk faktörlerine ilişkin gerekli tedbirleri aldıklarını ispatlayamadıkları…”

Yargıtay, gerekli tıbbi takipleri ve kayıtları düzenli tuttuğunu ispatlayamayan hekimlerin özen yükümlülüğüne aykırı davrandıklarını, bu aykırılık ile meydana gelen kalıcı engel (zarar) arasında illiyet bağının kurulduğunu kabul ederek tazminata hükmedilmesini yerinde bulmuştur.

Sonuç ve Hukuki Değerlendirme

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, tıbbi malpraktis davalarında hekimlerin süreç yönetimini belgelendirme zorunluluğunu en üst seviyeye taşımaktadır. Tıbbi kayıtların eksik veya yetersiz olması, yargılamada hekimin kusursuz olduğunu kanıtlamasını imkansız hale getirmekte ve ispat yükünü tersine çevirmektedir. “Kayıt yoksa, özenli bakımın yapıldığı da kanıtlanamamıştır” esasına dayanan bu yaklaşım, hasta haklarının korunması ve tıbbi süreçlerin disipline edilmesi açısından büyük bir öneme sahiptir.

Hekim ile hasta arasındaki ilişki belki de en önemli hukuksal ilişkilerden biridir. Çünkü söz konusu olan insan hayatıdır. Yapılan en ufak bir hata bazen kişinin ömür boyu engelli hale gelmesi veya hayatını kaybetmesine sebep olabilmektedir. Bu açıdan hastaya hangi işlemlerin uygulandığı gibi kayıtların doğru ve düzenli bir şekilde tutulması önemlidir. Bu kayıtlardaki eskiklikler ve düzensizlikler hastaların yaşadığı mağduriyetlerde onların aleyhine bir durum teşkil edemez.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *