Yükseköğretim Kurulu (YÖK), zaman zaman aldığı kararlarla diploma isimlerini ve denklik şartlarını değiştirmektedir. Ancak bu değişikliklerin, geçmişte mezun olanların haklarını elinden alıp alamayacağı tartışma konusudur. Klinik psikolog tescil davası şeklinde ortaya çıkan hukuksal ihtilaf ise bu konunun önemli yansımalarından biridir.
Özellikle “Uygulamalı Psikoloji” yüksek lisans mezunlarının, diplomalarının “Klinik Psikoloji” olarak tescil edilmesi taleplerinin reddedilmesi üzerine Danıştay 8. Dairesi, 05/09/2024 tarihli ve E: 2022/2850, K: 2024/4316 sayılı kararıyla emsal niteliğinde bir hüküm kurdu.

Sorun Neydi? (Uygulamalı vs. Klinik)
2014 öncesinde birçok üniversitede “Klinik Psikoloji” programı yerine “Uygulamalı Psikoloji” adı altında yüksek lisans eğitimi veriliyordu. Ancak içerik olarak öğrenciler klinik dersleri alıyordu.
YÖK, sonradan aldığı bir kararla; “Diplomada açıkça ‘Klinik Psikoloji’ yazmıyorsa, sadece ‘Uygulamalı Psikoloji’ yazıyorsa bunu Klinik Psikolog olarak tescil etmem” dedi.
Klinik Psikolog Tescil Davası Hakkında Danıştay Ne Karar Verdi?
Danıştay, YÖK’ün genel düzenleme yapma yetkisini kabul etmekle birlikte, bireysel mağduriyetlerde şu iki ilkeye dikkat çekti: Hukuki Güvenlik ve İdari İstikrar.
Mahkeme özetle şuna hükmetti:
- Geriye Yürümezlik: Kişi mezun olduğunda o program “Klinik” eşdeğeri sayılıyorsa, yıllar sonra çıkarılan bir kararla bu hak geri alınamaz.
- İsme Değil, İçeriğe Bak: Diplomanın üzerinde ne yazdığından ziyade, kişinin aldığı eğitime bakılmalıdır.
- İnceleme Zorunluluğu: YÖK, başvuruyu doğrudan “İsim tutmuyor” diye reddedemez. Kişinin transkriptini, ders içeriklerini ve kazanımlarını incelemeli; eğer Klinik Psikoloji müfredatıyla eşdeğerse tescil işlemini yapmalıdır.
Kararın Hukuki Sonuçları
Bu karar, diplomasında “Uygulamalı Psikoloji” yazan ancak fiilen “Klinik Psikoloji” eğitimi almış kişiler için dikkate değerdir. Hukukta kavramlara verilen etiketlerden ziyade içeriği önemli olandır. İdare bir eğitim programına, yüksek lisans derecesine istediği adı verebilir; istediği şekilde etiketleyebilir ancak bu durum eğitimin içeriğinin gerçekte ne olduğu konusunda bağlayıcı bir hüküm teşkil etmez. Yargı makamları, idarelerin etiketlemesiyle bağlı değildir. Bu karar da kavramların içeriğinin hukuksal açıdan irdelenmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Danıştay bu kararıyla idareye demektedir ki bir eğitim programının ismini değiştirebilirsin, kendine göre nitelendirme yapabilirsin ama bu bağlayıcı değildir. Önemli olan kişinin aldığı eğitimin içeriğidir. Eğer o eğitimin içeriği belli bir yetkinlik kazandırıyorsa eğitim programının adını değiştirerek kişileri o programın sağladığı haklardan mahrum edemezsin. Karar ile ilgili unutulmaması gereken bir diğer nokta ise Danıştay, YÖK’ün genel işlemi hakkında bir iptal kararı vermemiştir. Bu düzenlemeyi idarenin takdir yetkisi kapsamında değerlendirmiştir. İptal edilen kısım bireysel tescil talebine yöneliktir.

