Yaşaroğlu / Türkiye davasının ana konusu, başvuran Cevdet Yaşaroğlu’nun, gümrüğe beyan edilmeden yurda sokulan 25 kg altından mamul mücevheratına el konulmasıdır. Başvuran, kaçakçılık suçundan mahkûmiyet kararı olmaksızın mücevheratının müsadere edilmesini, mülkiyete saygı hakkına bir müdahale olarak değerlendirmekte ve bu durumun hukuka aykırı olduğunu iddia etmektedir. Mahkeme, başvuranın mücevheratının beyan edilmemesi nedeniyle el konulmasının hukuki dayanağını ve bunun mülkiyet hakkı üzerindeki etkilerini incelemiştir.
Mahkeme, mücevheratın el konulmasıyla ilgili olarak birkaç hukuki gerekçe sunmuştur:
- Gümrük Mevzuatı: Mahkeme, gümrük mevzuatının, yurda sokulan eşyaların beyan edilmesi gerektiğini ve beyan edilmeden gümrük kontrolünden geçmenin kaçakçılık olarak kabul edildiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, başvuranın mücevheratı beyan etmeden yurda soktuğu için kaçakçılık suçundan mahkûm edildiği ifade edilmiştir.
- TCK’nın 54. Maddesi: Mahkeme, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 54. maddesinin 4. fıkrasının, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmaksızın kaçak olduğu düşünülen eşyaların müsadere edilmesine olanak tanıdığını değerlendirmiştir. Bu hükme dayanarak verilen müsadere kararının bir ceza değil, güvenlik tedbiri olarak değerlendirildiği belirtilmiştir.
- Müsadere ve Kamu Yararı: Mahkeme, el konulan mücevheratın, gümrük işlemlerine uyulmasını sağlamak amacıyla müsadere edildiğini ve bu durumun kamu yararı ile bireyin temel hakları arasında bir denge kurma gerekliliği çerçevesinde değerlendirildiğini ifade etmiştir.
- Mülkiyet Hakkı Üzerindeki Etki: Mahkeme, beyan edilmemiş malların tamamının müsadere edilmesinin, başvuran üzerinde aşırı bir yük oluşturup oluşturmadığını ve bu durumun adil bir denge sağlanıp sağlanmadığını incelemiştir. Ayrıca, el konulan malların yasal menşeinin bulunup bulunmadığına dair değerlendirmeler yapılmıştır.
Bu gerekçeler, mahkemenin mücevheratın el konulmasıyla ilgili kararını şekillendiren temel unsurlardır.
Yaşaroğlu / Türkiye davasının kararının sonuçları ve etkileri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
- Mülkiyet Hakkının Korunması: Mahkeme, mülkiyet hakkının korunması açısından, beyan edilmemiş malların müsaderesinin orantılı olup olmadığını değerlendirmiştir. Bu durum, gelecekte benzer davalarda mülkiyet haklarının korunmasına yönelik önemli bir emsal teşkil edebilir.
- Gümrük Mevzuatının Uygulanması: Karar, gümrük mevzuatının uygulanması ve beyan yükümlülüğünün önemi konusunda bir netlik sağlamaktadır. Mahkeme, gümrük işlemlerine uyulmasının gerekliliğini vurgulayarak, devletin mali çıkarlarını koruma amacını desteklemiştir .
- Hukuki Belirsizliklerin Giderilmesi: Mahkeme, TCK’nın 54. maddesinin 4. fıkrasının uygulanabilirliği konusunda belirsizlikleri gidermeye yönelik bir yaklaşım sergilemiştir. Bu, gelecekteki davalarda benzer durumların nasıl ele alınacağına dair bir çerçeve sunabilir.
- Orantılılık İlkesi: Mahkeme, müdahalenin orantılılığı ilkesini göz önünde bulundurarak, devletin kamu yararı ile bireylerin temel hakları arasında adil bir denge kurulması gerektiğini vurgulamıştır. Bu, bireylerin haklarının korunması açısından önemli bir ilke olarak öne çıkmaktadır.
- Uluslararası İnsan Hakları Standartları: Karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı gibi uluslararası insan hakları standartlarının uygulanmasına dair bir örnek teşkil etmektedir. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri açısından da önem taşımaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yaşaroğlu / Türkiye davasında aşağıdaki kararları vermiştir:
- Başvurunun Kısmen Kabulü: Mahkeme, başvuranın mülkiyet hakkına saygı gösterilmesi talebini kabul etmiş ve bu bağlamda, mücevheratın el konulmasının hukuka uygunluğunu incelemiştir.
- Müsadere İşleminin Değerlendirilmesi: Mahkeme, gümrük mevzuatına göre beyan edilmeden yurda sokulan mücevheratın kaçak mal olarak kabul edilebileceğini ve bu nedenle müsadere edilebileceğini belirtmiştir. Ancak, bu durumun orantılılık ilkesine uygun olup olmadığını da değerlendirmiştir .
- Hukuki Belirsizlikler: Mahkeme, TCK’nın 54. maddesinin 4. fıkrasının uygulanabilirliğini incelemiş ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmaksızın kaçak olduğu düşünülen eşyaların müsadere edilmesinin hukuka uygun olup olmadığını sorgulamıştır.
- Sonuç: Mahkeme, başvuranın mücevheratının el konulmasının, kamu yararı ile bireyin temel hakları arasında adil bir denge sağlanmadan gerçekleştirildiğine kanaat getirmiştir. Bu nedenle, başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Mahkeme, başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmederek, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne olan yükümlülüklerini yerine getirmediğine dair bir karar vermiştir. Bu karar, mülkiyet haklarının korunması ve gümrük mevzuatının uygulanması açısından önemli bir emsal teşkil etmektedir.