Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Yoksulluk Nafakası” başlıklı 175. maddesi, uzun yıllardır hem hukuki hem de toplumsal zeminde en çok tartışılan konulardan biriydi. Kanun, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” hükmünü amirdi. Bu maddedeki “süresiz” ifadesi, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından 4 Haziran 2026 tarihinde ele alındı ve 9 ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptaline karar verildi.
Peki, on yıllardır hayatımızda olan bu düzenlemenin amacı neydi, uygulamada hangi sorunlar ortaya çıktı ve bundan sonraki süreçte ideal olan nedir?

Modernleşme Sürecinde Bir Toplum ve Hakların Gelişimi
Mevcut 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 2001 senesinde yasalaşmıştır. 2001 senesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinin en ivmeli olduğu, yasal düzenlemelerin Avrupa ekseninde yeniden ele alındığı ve Anayasa’da önemli değişikliklerin yapıldığı bir dönemdi. Bu demokratikleşme dalgası, sivil hayatın temelinde yer alan Medeni Kanun çalışmalarını da doğrudan etkilemiştir.
Nafaka düzenlemesi, kanun metninde kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın kaleme alınmış olsa da, tarihsel ve sosyolojik arka planında kadının toplumdaki dezavantajlı konumu yatmaktadır. Kadının yaşadığı ekonomik şiddetin son bulması, maddi açıdan erkeğe bağımlı olmak zorunda kalmaması ve eğitim/çalışma fırsatı bulamamış kadınların boşanma sonrasında ekonomik bir yıkım yaşamaması gibi yakıcı gerçekler gözetilmiştir. Esasen yoksulluk nafakasının “süresiz” olması durumu 2001 tarihli yasamızla değil, mülga 743 sayılı Medeni Kanun’da 1988 yılında (3444 sayılı Yasa ile) yapılan değişiklikle hukuk sistemimize girmiştir. Dolayısıyla bu mesele, Türkiye’nin modernleşme ve kadın-erkek eşitliğini sağlama serüveninde yaklaşık 40 yıllık bir geçmişe sahiptir.
Anayasa Mahkemesi’nin 2011’deki Değerlendirmesi ve Değişen İçtihat
TMK m.175’te yer alan “süresiz” ibaresi, bundan tam 15 yıl önce, 2011 yılında da Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelmiş; ancak Yüksek Mahkeme o dönemde iptal talebini reddetmişti. 2011/136 E. – 2012/72 K. sayılı kararda Mahkeme şu gerekçelere dayanmıştı:
“İtiraz konusu ‘süresiz olarak’ ibaresi, nafaka alacaklısının her zaman ölünceye kadar yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmemektedir. Kanun koyucunun ‘süresiz olarak’ ifadesine yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır… Yoksulluk nafakasının özünde, ahlâki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır.”
O dönem bir üyenin muhalefet şerhine karşın oy çokluğuyla reddedilen iptal talebi, Haziran 2026’ya gelindiğinde kabul edilmiştir. Bu durum, yasaların ve yargısal kararların donuk olmadığını; değişen toplumsal dinamiklere, ekonomik şartlara ve yıllar içinde biriken mağduriyetlere göre şekil değiştirebildiğini göstermesi açısından çarpıcı bir örnektir.
Süresiz Nafaka Tartışması: Eleştiriler ve Gerekçeler
Süresiz nafaka, sadece ülkemizde değil, dünya genelinde de farklı boyutlarıyla tartışılan bir konudur. Her iki tarafın da kendince haklı argümanlara dayandırdığı bu tartışmanın ana hatlarını şu şekilde özetleyebiliriz:
Yöneltilen Eleştiriler:
- Orantısızlık: Üç ay veya bir yıl gibi çok kısa süren evliliklerde dahi eşlerden birini ömür boyu diğerine nafaka ödemekle yükümlü tutmak hakkaniyete aykırıdır.
- Uygulamadaki Eşitsizlik: Kanun metni cinsiyet nötr olsa da, sosyo-ekonomik gerçeklikler nedeniyle yükümlülük neredeyse tamamen erkeklerin aleyhine işlemektedir.
- Yeni Hayat Kurma Zorluğu: Süresiz nafaka yükümlülüğü, ödeyen tarafın ekonomik olarak belini bükmekte ve yeni bir aile kurmasının önünde ciddi bir maddi-psikolojik engel teşkil etmektedir.
Savunulan Gerekçeler:
- Kanuni Eşitlik: Kanun lafzında kadın-erkek ayrımı yoktur; şartları uyan erkeklerin de nafaka talep etmesinin önünde hukuki bir engel bulunmamaktadır.
- Fırsat Maliyeti ve Görünmeyen Emek: Evlilik nedeniyle eğitimini yarıda bırakan, müşterek çocukların bakımını üstlenen veya ev idaresi gibi “görünmeyen emek” gerektiren işleri yüklenerek iş hayatından (ve kariyerinden) çekilmek zorunda kalan taraf için bu düzenleme, boşanma sonrası ekonomik çöküşü önlemenin tek yoludur.
- Tarihsel Kazanımlar: Kadınların temel hak kazanımları çok yakın bir tarihe dayanmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve istihdamdaki uçurumun fiilen devam ettiği bir yapıda, bu hakların yasal güvence altında tutulması sosyal devletin bir gereğidir.
Sosyal Devlet, Bireyin Güçlendirilmesi ve Yeni Yasal Düzenleme
Sosyal devletin nihai hedefi, bireylerin sosyal yardımlara ihtiyaç duymayacak donanıma ve güce ulaşmasını sağlamaktır. Elbette dezavantajlı grupların desteklenmesi şarttır; ancak asıl öncelik, her bireyin kendi ayakları üzerinde durabilmesi, ekonomik olarak kimseye (eski eş dahi olsa) bağımlı kalmaması olmalıdır. Süresiz nafaka tartışmalarından çok daha önce; meslek edindirme politikalarının güçlendirilmesi, kadının iş gücüne katılımının önündeki engellerin kaldırılması ve bireyin ekonomik özgürlüğünün güvence altına alınması gerekmektedir.
Peki, mevcut durumda olması gereken nedir?
Evlilik, tıpkı diğer hukuki akitler gibi bir gün sonlanabilen bir kurumdur ve bu sona erme sürecinde her iki taraf için de adaletin tesis edilmesi şarttır. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının yürürlüğe girmesi için tanıdığı 9 aylık geçiş süreci, kanun koyucu (TBMM) için tarihi bir fırsattır. Evliliğe varoluşsal ve ömür boyu sürecek maddi prangalar yüklemek yerine, rasyonel kriterlerin devreye girmesi elzemdir. “Nafakada süre nedir?“, “Önceki nafaka kararları ne olacak?“, “Nafakada yeni düzenleme nasıl olacak?” gibi sorular kanun koyucu tarafından çıkarılacak yeni yasal düzenlemelerle netlik kazanacaktır.
Yeni yasal düzenleme yapılırken; evliliğin süresi, müşterek çocuk olup olmaması, eşlerin yaşları, eğitim durumları ve iş bulma kapasiteleri gibi kriterlerin dikkate alındığı “kademeli ve süreli bir nafaka sistemi” veya devlet destekli bir “nafaka fonu” inşa edilmelidir. Meseleye tek taraflı bakılamaz: Bir yanda kısa süreli evliliklerde ömür boyu borçlandırılan tarafın mağduriyeti giderilmeli, diğer yanda ise evlilik birliği içinde kariyerinden feragat eden, ev içi emeği görünmez kılınan ve fırsat eşitliğini kaybeden tarafın hakları mutlaka korunmalıdır.
Gerçek ve kalıcı çözüm; evliliğin bitişini taraflardan biri için “ömür boyu ceza”, diğeri için “tek geçim kaynağı” olmaktan çıkarıp, bireyselliği, eğitimi ve ekonomik bağımsızlığı merkeze alan bir sistem kurmaktan geçmektedir. Bunlar başarıldığında, nafaka meselesi de toplumun kanayan yarası olmaktan çıkacaktır.

